Osmanlı İmparatorluğu’nun 14. yüzyılın başlarında ilk olarak Gelibolu Yarımadasının ele geçirilmesiyle başlayan Balkanlar seferi, Rumeli’nin bütünüyle Osmanlı yönetimi altına girmesine kadar devam etti. Katolik, Ortodoks, Yahudi ve Müslüman halkların Osmanlı yönteminde 500 yıl kadar birlikte yaşamasının bugüne kadar ulaşan mirasta katkısı büyük olmuştur. Osmanlı döneminde kendi iktisadi, hukuki ve dini örgütlenmelerini sürdüren Balkan halkları Osmanlı’nın millet sistemine dahil olurken en çok da kültürel anlamda bir alışveriş olmuş ve bu harmanlanmış yapı parçalanmışlığa rağmen kendini korumuştur.

Osmanlı Döneminde Balkan Kadınları çalışması bu mirasın oluşumunda büyük katkıları olan kadınların toplumsal kimlikleri, aşkları, ticari ilişkilerini 12 ayrı makalede ayrıntılı olarak ele alıyor. Batı’nın gözünde Doğulu cariyeler, Pontuslu kadın ve erkeklerin masallardaki tezahürleri, vakıf kuran Bosnalı kadınlar, çeyiz parasını çıkarmak için tütün işçiliği yapan Yahudi genç kızları ve kocaları uzun seferlere çıkan ve geri dönmeyen kadınlar konu edilirken, anlatılar sadece toplumsal cinsiyete odaklanmıyor. Edebiyat, hukuk, giyim tarzları ve türküleri kapsayan geniş bir yelpazede derlenen makalelerde kadınların toplumsal yaşamın bütün cephelerine nasıl katıldıkları, karşıt cinsiyetle olan ilişkileri, seslerini duyurmak için kanallar yaratmaları ele alınırken Osmanlı döneminde Balkan kadınlarının tarihsel manzarada istikrarın sağlanması ya da manzaranın değiştirilmesinde oynadıkları önemli roller ön plana çıkarılıyor.

Amila Buturović’in ve İrvin Cemil Schick’in ifadesiyle “tarih çok uzun zamandır basitçe erkeklerin tarihi anlamına geldi; artık kadınların tarihini basitçe tarih olarak görmenin zamanıdır.”

_